Monday, 27 February 2012

nocturne op.9 no.2


sıçrayarak uyanıyorum uykumdan, sık sık yaptığım gibi. fark edip beni kendine çekiyor ve göğsüne bastırıyor. öyle bir sarıp sarmalıyor ki, kollarının arasında küçücük kalıyorum. dudaklarımı hafif nemli göğsüne bastırıyorum. herkesin teni tuzlu olur, onunki şekerli. iğde ağaçları gibi kokuyor. dışarıda deliler gibi bir yağmur yağıyor. pencereye vuran sesi, tutkunun ve huzurun müziğe dönüşmüş hali gibi. tutkuyla huzurun birbirine bu denli yakın olabileceğini bilmezdim. saat dört civarı olmalı. birkaç saat sonra sıcacık koynundan çıkıp, apar topar hazırlanıp yağmura karışacağım. işe giderken otobüsün kirli camından trafikte kilitlenmiş arabaları, üzerine su sıçradı diye küfreden insanları, fırsattan istifade her köşe başında biten şemsiye satıcılarını, kapşonlarının altında yüzleri kaybolmuş insanları izleyeceğim. ofise giden yolum o kadar uzun ki, zaman zaman uykuya dalıp, ani korna sesleriyle sıçrayarak uyanacağım ve o sersemlikle yine onun beni sarıp sarmalamasını umacağım bir anlığına. boynunu içime çeke çeke öpüp "uyu bebeğim, kalkma sakın" diyerek kapıyı çekip çıkışımdan bu yana sadece bir saat olduğu halde içimde onu özleyen kontrol edilemez virüsler deliler gibi sevişip çoğalmaya başlayacak. ama, şu an için bütün bunların hiçbir önemi yok. simit tezgahını yağmurdan korumak için naylonla kaplayan amcanın, otobüste "akbiliniz var mı" diye gezinip duran ıslak saçlı kızın, metro istasyonunda keman çalan genç çocukların, küresel ısınmanın, afrikadaki açlığın, küçükken hıçkırıklarım arasında yorganı ısırarak uyumaya çalıştığım gecelerin, savaşların, bombaların, mezar taşlarının, dönen valizlerin, basamakların, çöpe atılan diş fırçalarının, dökülen saçlarımın hiçbir önemi yok. rakı içip üzüm yiyerek konulu aşklar seyrettiğim ve nasılsa yalnızım diye tüm işteş fiillerden el etek çektiğim milyon yılların bir önemi yok. ihanetlerin, terk edilişlerin, enayiliklerin, haksızlıkların, afsızlıkların, insafsızlıkların, rezilliklerin, kanımdaki parmak izlerinin, kalbimdeki dikiş izlerinin, ucuz dudaklarda bıraktığım ruj izlerinin bir önemi yok. dün nerde olduğumun, ya da yarın nerde olacağımın bir önemi yok. şu an için, ait olduğum yerdeyim. onun sıcak, şekerli göğsündeyim. burda korkuya, istesem de yer yok. yapabilirim biliyor musun. herşeyi yapabilirim. burda oldukça, tüm fallarda maça kızının yanına bir kupa erkeği açabilirim; hem de hiç hile yapmadan. hicaz bir şarkıyı baştan sona hatasız çalabilirim. virajlı bir yolda beşinci viteste araba kullanabilirim. bu şehri kolundan tutup içine gömüldüğü o üstü açık, manzarasız mezardan çıkarabilirim. bu hayatta, plazada yaşayan insanla gecekonduda yaşayan insan arasında hiçbir fark olmadığını kanıtlayabilirim. tam binbir gece boyunca hiç sıçramadan ve korkmadan uyuyabilirim. şifalı terinde yıkanıp tüm kirimden aklanabilir ve istanbulun sağanak günah yağışı altında bile tertemiz ve masum kalabilirim. tercihe göre beyaz şarapla marine edilmiş portakallı karides ya da patlıcan musakka yapabilirim. hiç ilaç içmeden ve günde 5 saat uykuyla sonsuza kadar hipomanik olabilirim. saçlarımı belime kadar uzatabilirim. oryantal dans dersleri alıp pastadan çıkabilirim, ya da bir akşam üstü küçücük bir bavul hazırlayıp kimseye haber vermeden senle cuba'ya kaçabilirim. babamı bile affedebilirim biliyor musun. sevgilim. mutlu olabilirim. seninle; aldığım nefesleri vermeden, hiçbir hayalimi kürtaj ettirmeden, bir saniye ötesini düşünmeden mutlu olabilirim.

3 comments:

  1. Bu adam sana iyi geliyor..o zaman bende onu seviyorum..ama en çok seni seviyorum:)
    rengarenk peruklar fikrine bayıldım..

    ReplyDelete
  2. az önce seviştiğin adamın burada yazdıklarını okuyamaması ne hazin..

    ReplyDelete
  3. o da sevdin beni çok sevsin okuyamasa da bilmese de sevsin yeaaa banane :)

    ReplyDelete